Paydos haberi | OnlineHaberci.comOnlineHaberci.com-Haberler, Son Dakika Haberleri, Güncel Haber

26 Kasım 2020 - 15:51

Paydos

Paydos
Son Güncelleme :

26 Ekim 2020 - 7:16

3 görüntülenme

Bu yılın başında TL kredileri toplamı 1 trilyon 633 milyar liraydı. Bu tutar 16 Ekim itibari ile 2 trilyon 282 milyar liraya çıkmış durumda (%39,7).  

Burada sadece TL kredilerine bakıyoruz. Döviz kredileri zaten anılan dönemde 170,5 milyar dolardan 164,1 milyar dolara gerilemiştir.  

Ocak-Ağustos sonuna kadar TL kredileri aylık bazda yüzde 4,7 artış gösteriyor. Sekiz ay toplamında TL kredi artışı 620 milyar lira(%37,9); aylık artış ise 77 milyar lira.  

Oysa 28 Ağustos-16 Ekim arasında bu kredi genişlemesi adeta durmaya doğru gidiyor. Aylık TL kredi artışı 77 milyar liradan 20 milyar liraya geriliyor. Yüzdesel aylık artış ise 4,7’den 0,9’a düşüyor. Biz buna artık reel artış değil, faize bağlı nominal artış diyoruz.  

Kısaca parasal genişlemeye dayalı, tüketim üzerinden tetiklenmek istenen ekonomik canlılığın sonuna geldik.  

Parasal genişlemeye dayalı tüketim ekonomisinin sonucunu ödemeler dengesinde de görebiliyoruz. Geçen yıl ilk sekiz ayda 5,3 milyar dolar cari fazla verilirken, bu yıl cari fazladan yeniden açığa döndük. İlk sekiz ayda cari açığımız 26,5 milyar dolar oldu.  

Burada sadece turizmden kaynaklanan bozulma yoktur; mal dengesinde de 10,6 milyar dolar olan açık 25,6 milyar dolara yükselmiştir.  

Evet, rezervleri eritme bahasına bir kısa süreli balayı daha yaşadık. 26,5 milyar dolar cari açığa karşılık sermaye çıkışları da eklendiğinde ilk 8 ayda net rezerv kaybı 39,0 milyar dolara ulaşmıştır.  

Bu rezerv kaybı ile ekonomiyi yönetemeyeceğimiz ortada. İlaç şirketlerine dahi ödeyecek dövizde sıkıntı yaşıyorsak, acaba bu kış doğalgaz ve petrol için ihtiyacımız olan dövizi bulabilecek miyiz?  

İşin özeti şu: Parasal genişlemenin sefasını sürdük; şimdi fatura ödeme zamanı.  

Tabiri caiz ise bugünlerde yeniden “Yaprak kımıldamıyor” sözünü sıkça duymaya başlayacağız.  

Ama aynı zamanda kur ve talep artışının beslediği zincirleme fiyat artışı, şimdi talep kısılsa da bizi bekliyor olacak. Friedman parasal genişlemenin enflasyonist etkisini 6 aydan başlayarak 24 aya kadar süreceğini ileri sürüyor.  

2017’de biz bu çıkmazı yaşadık ve 2018 ortasına kadar kur-enflasyon sarmalına girdik. İşin ilginç tarafı Merkez Bankası bu kısa süre önceki açık örneğe rağmen yine geriden takiple aynı hata zincirini sürdürüyor.  

Bakalım bu sefer hangi papaza günahlarımızı yükleyeceğiz?  

***

Yeni bir durgunluk sarmalına giriyoruz ve artık cari işlemler sorun olmayacak. Ama ya eski dış borç ödemeleri ne olacak? Veya yabancı sermayenin ülkeden kaçış süreci… 

Acaba vereceğimiz cari fazla üstte saydığımız diğer döviz ihtiyaçlarını karşılayabilir mi? Peşinen söyleyeyim: Hiç sanmıyorum. 

Bir taraftan nerede ise hiç tüketmeyeceğiz ve neyimiz var yok ucuza yabancılara satacağız; diğer yandan da -V- toparlanma hayali ile nefes almayı düşüneceğiz.  

Bu ikisinin bir arada olmayacağı açıktır.  

Ortada ciddi bir paradoks var. Hem kur artışını görmezden geleceğiz hem de enflasyona izin vermeyeceğiz. Hem çarklar durmasın isteyeceğiz, hem de mülkiyet güvencesini bile tartışmaya açacak kadar piyasada güveni kaybedeceğiz.  

İşin özeti şudur: Ekonomide yeni bir patikaya girdik. Bu patika daha az iç tüketime dayalı; daha çok ucuz işçiliğe bel bağlayan üretimi umut ediyor. Hem Avrupa ile didişeceğiz hem de onlara daha çok mal satacağız.  

Körfez Bölgesini zaten kaybettik sayılır.  

Acaba nasıl bir mucize bekliyoruz; inanın ben de merakla bekliyorum.  

Gelişmeleri yazıyor çiziyor ve sonra eşittir işaretinin sağında sonuca bakıyorum ki kocaman bir sıfır çıkıyor. 

Buna rağmen nasıl bu kadar umut verebiliyoruz topluma? İşte işin püf noktası burası.  

Mesela gaz bulduk gaz diye meydanları inletiyoruz ama dünyada düşen gaz fiyatlarını yurt içine yansıtmıyoruz.  

Tam bir mucizevi yönetim.  

Umarım bir gün havadaki kuşlara bakarak tavasının veya cebinin boşaldığını gören bir toplumsal reflekse kavuşabiliriz. Aksi halde Haziran 2015 seçimlerinden sonra realitesini kaybeden toplumu gittikçe daha karanlık bir gelecek beklemektedir.  

Oysa geleceğini kaybeden toplumların ne hale düştüklerini gösteren sayısız örnek, tarih sayfalarında yer almaktadır. Umarım bu tespitimde yanılır ve ülkem adına daha güzel bir gelecek hayali kurabiliriz. 

 

Kaynak